SON DAKİKA
06 Eylül 2026, Pazar İletişim
Reklam

Denizolgun Cinayeti Şüphesinde Doktorun İfadeleri Çelişti: “Ayrıntıları Hatırlamıyorum”

Denizolgun Cinayeti Şüphesinde Doktorun İfadeleri Çelişti: “Ayrıntıları Hatırlamıyorum”

“Süleymancılar” olarak bilinen cemaatin lideri Alihan Kuriş ve beraberindekilere yönelik yürütülen soruşturma, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016’daki ölümüyle ilgili dosyanın yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Soruşturma kapsamında doktor Nurettin Demirkol “yalan tanıklık” suçlamasıyla tutuklandı.

Denizolgun’un ölümünü dönemin 155 hattını arayarak ihbar eden Demirkol, o görüşmede kendisini “aile hekimi” olarak tanıtmıştı. Ancak 26 Ağustos 2026’da tanık sıfatıyla verdiği ilk ifadesinde, sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli bulmadığını öne sürmüştü. Savcılık bu çelişkiyi sorduğunda Demirkol, “Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir.” savunmasını yaptı.

Savcılığın “Olay günü polisle birkaç kez görüşmenize rağmen nasıl ilk ihbarı yapıp yapmadığınızı bilmiyorsunuz?” sorusuna karşılık Demirkol, yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini savundu. Telefonunu olay yerinde “ortada bıraktığını”, çiftliğe gelip giden kişilerden birinin kendi telefonundan ihbar yapmış olabileceğini ileri sürdü.

Demirkol’un Denizolgun’la ilişkisine dair ifadeleri de dikkat çekti. Daha önce “özel doktoru değildim” diyen Demirkol, bu kez “Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum.” dedi.

Dosyada öne çıkan bir diğer isim, Alihan Kuriş’in kardeşi ve Denizolgun’un yeğeni Hilmi Tuna Kuriş oldu. Demirkol ilk ifadesinde çiftlikte Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu belirtmişti; ancak olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş’in de orada olduğuna dair kayıt yer aldı. HTS incelemesinde Kuriş’in olay günü saat 20.56’da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği, aynı gece Demirkol ile saat 21.13’te ve sonrasında arama-aranma kayıtları bulunduğu tespit edildi. Demirkol bu kayıtlar sorulduğunda “O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum.” dedi.

Demirkol’a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş’in olay yerine gelip gelmediği de soruldu. Dosyaya giren bir tanık, adli tabibin yanında bir avukat ve Alihan Kuriş’in de bulunduğunu iddia etti. Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı bir telefon görüşmesi kaydı bulunduğu hatırlatılsa da Demirkol bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Yum’la neden görüştüğünü hatırlamadığını söyledi.

Mahkeme sorgusunda Denizolgun’u ilk bulduğu ana ilişkin ayrıntılar da paylaşan Demirkol, ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu adli tıp uzmanı olmadığı için ayırt edemediğini belirtti. Ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular gördüğünü aktardı.

Olay gecesi saat 00.29’da yapılan ilk ihbara ilişkin tutanakta, Demirkol’un kendisini “Ben doktor Nurettin Demirkol” sözleriyle tanıttığı ve “aile hekimi olduğu bir hastasının ani şekilde hayatını kaybettiğini” bildirdiği yer aldı. Operatörün “Burada şüpheli ölüm konusu mu var?” sorusuna Demirkol’un “Şüpheli, beklenmedik ani bir ölüm…” yanıtını verdiği kaydedildi.

2016’da İstanbul Beykoz’daki evinde ölü bulunan Denizolgun’un ardından cemaatin başına Alihan Kuriş geçmişti. 2026 yılında Kuriş ve beraberindekiler “çıkar amaçlı suç örgütü yöneticiliği”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” gibi suçlamalarla tutuklandı. Bu operasyonun ardından Denizolgun’un ölümüyle ilgili dosya da yeniden açıldı.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda ölüm “şüpheli” bulundu. Otopsi fotoğraf ve görüntülerinde göğüs bölgesinde 4 ayrı morluk tespit edildiği, bu morlukların altındaki dokularda kanama görülmesinin lezyonların ölümden önce oluştuğuna işaret ettiği belirtildi. Raporda, lezyonların büyüklüğü ve yerleşimi dikkate alındığında ağız ve burnun kapatılarak boğulma ihtimalinin bilimsel olarak dışlanamayacağı ifade edildi.

Paylaş:

Yorum Yaz

Reklam