Perşembe , 29 Eylül 2022

Dişhekimi Eğitiminde Eksik Olan Ne?

Dişhekimliği eğitimi, dünyada 80’li yıllardan beri özellikle hekimlik yönü ağırlık kazanmış bir eğitime dönüşmüştür. Hekimlik, sağlıkta ya da hastalıkta ‘nedene’ yönelik koruyucu ya da tedavi edici uygulamalarla gerçekleştirilir. Bu doğrultuda dişhekimliği eğitimi, klinik bilimlerinin dişhekimliğine özgü temel tıp bilimleri ile iş birliği içinde öğretilmesini gerektirir.

Temel tıp bilimleri anatomi, biyofizik, fizyoloji, histoloji-embriyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, farmakoloji, patoloji ve toplum sağlığı bilim dallarından oluşur.Yurt dışında temel tıp bilimlerinin ağız-diş hekimliğine özelleşmiş biçimleri tartışmasız başlı başına bilim dallarıdır. Örneğin Göteborg Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’nde Ağız (Oral) Mikrobiyolojisi, Ağız Biyokimyası, Ağız Patolojisi ve Stomatognatik Fizyoloji Departmanları vardır. Ağız Mikrobiyolojisi Departmanı başkanı dişhekimi Prof Dr Gunnar Dahlen aynı zamanda bu fakültenin dekanıdır.

Yurdumuzda dişhekimliğine özel temel tıp bilimleri, yurt dışı ile eş zamanlı olarak 1970’li yıllarda yapılanmaya başlamıştır. Bu yapılanma tüm dallarıyla İstanbul Üniversitesi’nde ve eksikleri olsa da Ankara Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde başlamışken 1980’de YÖK yasasıyla yok sayılmıştır. YÖK öncesinde sekiz ayrı kürsü (şimdiki tanıma göre anabilim dalı) olan dişhekimliği temel tıp bilimleri, 1995’de tek bir anabilim dalı içinde toplanmıştır. Yurdumuzda dişhekimliği fakülteleri klinik bilimler ve temel bilimler olarak iki bölümden oluşur. Temel Bilimler Bölümü, Dişhekimliği Temel Tıp Bilimleri Anabilim Dalı’nın bulunduğu İstanbul, Marmara ve Ankara Üniversiteleri Dişhekimliği Fakülteleri dışında diğer dişhekimliği fakültelerinde boştur; dersler tıp fakültelerinin desteği ile verilmektedir.

Yurdumuzda dişhekimliği temel tıp bilimleri dersleri, çoğunlukla laboratuar olanaklarından yoksun olarak ya da yetersiz laboratuar donanımı ve personel sayısıyla öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu derslerin tıp fakültelerinin desteği ile verildiği dişhekimliği fakülteleri için de aynı sorun söz konusudur. Üstelik tıp öğrencileri yanında dişhekimliği öğrencilerinin eğitimi, ders saatleri daha az olsa da ek bir yük oluşturmaktadır. Dişhekimliği öğrencileri için ders içeriklerinin tıp öğrencilerine göre daha hafif ya da daha kısa olması da bu eğitimin önemsenmemesine yol açmaktadır. Tıp fakültelerinin temel bilimler öğretim üyeleri ve yardımcılarının bilgi sahibi oldukları ve hizmet verdikleri alan çok geniştir; dişhekimliğine özelleşmiş bilgiden doğal olarak uzaktırlar. Tıp fakültelerinin dişhekimliği fakülteleri temel tıp bilim dallarına katkısı, ancak dökme suyla değirmen döndürecek kadardır. Bu nedenle kalıcı çözüm, dişhekimliği fakültelerinin kararlılık ve sabırla kendi özelleşmiş temel tıp bilim dallarını kurmalarıdır.

Dişhekimliği eğitiminin amacı hastaya zarar vermeyen, modern, etkili ve günümüzde geçerliliği kabul edilmiş yöntemlerle koruyucu ve tedavi edici hizmet verebilen dişhekimleri yetiştirmektir. Avrupa Birliği’nce* bir öğrencinin klinik dallarda gerçek anlamda yeterli olabilmesi için

1.Klinik bilim dallarında yapılacak işlemlerin dayandığı biyolojik, fizyolojik, anatomik ilkelerle ilgili bilgi;
2. Ağız-Diş hastalıklarının biyolojisi, moleküler biyolojik reaksiyonların ilkeleri konusunda bilgi;
3.Uygun farmakolojik ve terapötik yaklaşımlar konusunda bilgi;
4.Çapraz infeksiyon kontrolü konusunda bilgiye sahip olması gerekmektedir. (*Shanley DB:Dental Education in Europe;Dental Press Kft, 2001.)

Bu, klinik bilim dalları ve dişhekimliğine özel temel tıp bilim dallarının birlikte çalışmasıyla sağlanır.

Örneğin günümüzde diş çürüğü için koruyucu ve tedavi edici hekimlik hizmeti, çürük riskinin değerlendirmesine göre yapılmaktadır. Diş çürüğü riskinin değerlendirilmesi konservatif diş tedavisi, pedodonti ya da oral diagnoz gibi kliniklerde ağız mikrobiyolojisi, ağız biyokimyası ve toplum ağız diş sağlığı gibi dişhekimliğine özel temel tıp bilim dallarının uygulamalarına yer verilmedikçe salt bilgi düzeyinde kalmakta; yaşama geçememektedir. Yurdumuzda dişhekimliği odaları, bu konuya sürekli dişhekimliği eğitimi içinde yer vererek fakültelerden çok daha fazla duyarlılık göstermektedir.

Günümüzde kanıta dayalı dişhekimliği uygulaması da gittikçe önem kazanmaktadır. Bunun için de temel tıp bilimleri bilgilerinin dişhekimliğine özgü öğretilmesi gereklidir. Ancak bu doğrultuda yetişmiş bir dişhekimi, artık tarihe karışmış yaklaşımlardan kurtulabilir. Örneğin çıkma güçlüğü olan üçüncü büyük azı çekiminden sonra antibiyotik verilmeyeceğini bilir.

Dişhekimliği temel tıp bilim dalları salt dişhekimliği lisans eğitimi değil lisans üstü eğitimi (mastır, uzmanlık ve doktora eğitimi) için de yaşamsal önem taşımaktadır. Bu sayede dişhekimliğine hizmet verecek laboratuar uygulamaları, toplumsal verilerin eldesi, yeni koruyucu ve tedavi edici yöntemler, malzeme, araç ve gereç geliştirilmesi mümkün olabilir.

Günümüzde dişhekimliği fakülteleri, temel tıp bilim dalı laboratuarlarıyla piyasaya da hizmet vermektedir. Örneğin Amerika’daki diş hekimliği fakültelerinin ağız mikrobiyolojisi laboratuarlarına periodontoloji uzmanlarının göndermiş olduğu teşekkür mektupları görülmeye değerdir. İnternetten OMTS.html (Oral Microbiology Testing Service, Temple University School of Dentistry) adresinden okuyabilirsiniz. Yurdumuzda ise bu tür gereksinimler, çoğunlukla tıp fakülteleri ya da yurt dışındaki dişhekimliği fakültelerinden sağlanmaya çalışılmakta ya da yok sayılmaktadır.

Dişhekimliğinde çok büyük zorluklarla gerçekleştirilen bilimsel çalışmalardan elde edilen bilgiler ise ne yazık ki gerek klinik gerek eğitim için yaşama geçirilmemektedir; sanki bu çalışmalar, salt unvan almak için yapılmakta ve hatta bu nedenle kullanılmaması gerekmektedir (!). İlginç olan, bizim için çözümün ne olması gerektiği ya da böyle bilgileri neden bizim de üretmediğimizin sorgulanmamasıdır. Sonuçta uluslar arası düzeyde öğretim üyelerimizin varlığına karşın bilgi üretimiyle uluslar arası düzeye erişmiş bir fakültemiz yoktur.

Klinik dallar, kendi dallarına özgü temel tıp bilimleri bilgilerinin eğitim-öğretimini kendi başlarına çözümleyebileceklerine inanmaktadırlar. Her şeyden önce klinikçilerin laboratuar çalışması yapabilmeleri için ek bir eğitime gereksinimleri vardır. Bir de klinik işlerini en az indirmeleri ya da hasta bakımından sonraki akşam saatlerinde laboratuara girmeleri gerekmektedir. Bazı klinikçiler, kısa ya da uzun süreli yurtdışı eğitimi ile temel tıp bilim dallarıyla ilgili bilgi ve beceri edinebilmekte; ancak yurda döndükten sonra laboratuar çalışmalarını sürdürememektedirler. İşi salt laboratuar çalışması olan ve tam donanımlı laboratuarlara sahip dişhekimliği temel tıp bilim dallarının varlığı bu açıdan çok önemlidir. Böylece bu olanaktan klinikçiler de kolaylıkla yararlanacaklar; çalışmalar kesintiye uğramayacak ve bir gelişme sağlanabilecektir.

Günümüzde gözardı edilmemesi gereken can alıcı bir başka nokta da moleküler biyoloji çağını yaşıyor olmamızdır. Temel araştırmalardaki ilerlemeler öyle hızlı olmaktadır ki klinikçiler biyomedikal araştırma alanlarındaki özgülleşmenin altında ezilmektedirler. Dişhekimliği eğitiminde moleküler biyolojik araştırma yöntemleri öğretilmelidir.

Fakültelerimiz klinik donanımlarını tamamladıkları ya da kliniklerini yenilediklerinde eğitim sorununu çözdüklerini; hatta çağdaşlaştıklarını düşünmektedirler. Ancak son gelişmeler doğrultusunda çağdaşlaşma, devrim niteliğinde değişiklik gerektirmektedir.

Bu ülkede dişhekimliği mesleğinin geleceği düşünülüyorsa dişhekimliği fakültelerinin dekanları, klinik dallarının akademisyenleri ve Türk Dişhekimliği Birliği, dişhekimliğine özgü temel tıp bilim dallarının kurulması için kolları sıvamalıdırlar.

Dişhekimliği öğrencileri ve dişhekimleri, dişhekimliğine özgü temel tıp bilim dallarında akademik kariyere özendirilmelidir. Neden özendirilmelidir? Aslında dişhekimliği cerrahi ve restorasyon becerisi gerektiren bir meslektir ; dişhekimliği eğitiminden sonra klinikçi olunur. Bir temel tıp bilim dalını yani laboratuarı ya da toplum hekimliğini seçmenin, dişhekimliği becerisine yazık etmek anlamına geleceği düşünülebilir. 21. yüzyılda dişhekiminin tek seçeneği, klinikçi olmak olmamalıdır.

Yurdumuzda Ağız Mikrobiyolojisi, Ağız Biyokimyası, Ağız Fizyolojisi, Ağız Anatomisi, Ağız Histolojisi-Embriyolojisi, Ağız Farmakolojisi, Ağız Patolojisi ve Toplum Ağız Diş Sağlığı bilim dallarının önü açılmalıdır.

Prof. Dr. Güven Külekçi
İ. Ü. Dişhekimliği Fakültesi
Mikrobiyoloji Bilim Dalı

Dentalgazete.com

Bir cevap yazın