SON DAKİKA
19 Nisan 2026, Pazar İletişim
Reklam

Okul Saldırganlarının Psikolojisi: Araştırmalar Ortak Bir Profil Yerine Neyi İşaret Ediyor?

Okul Saldırganlarının Psikolojisi: Araştırmalar Ortak Bir Profil Yerine Neyi İşaret Ediyor?

Türkiye, bu hafta peş peşe iki okul saldırısıyla sarsıldı.

İlk olarak Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde salı sabahı bir okula silahlı saldırı yaşandı. Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nden uzaklaştırılmış eski bir öğrenci, av tüfeğiyle okula girerek rastgele ateş açtı; öğrencilerin de aralarında bulunduğu 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendi canına kıydı.

Henüz 24 saat geçmemişken, Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda benzer bir saldırı yaşandı ve 10 öğrenci hayatını kaybetti. 14 yaşında 8. sınıf öğrencisinin faili olduğu saldırıda 6’sı ağır olmak üzere 13 kişi daha yaralandı.

ABD başta olmak üzere dünyanın kanayan yaralarından biri olan okul saldırıları, Türkiye’de nispeten seyrek görülüyordu. Arka arkaya gelen bu iki olay, hem saldırıların ardındaki motivasyonu hem de benzer eylemlerin yayılma ihtimalini tartışmaya açıyor.

Bu tabloya ışık tutabilecek bilimsel çalışmalardan elde edilen bulguların bir kısmını derledik.

Tek bir profil var mı?

Saldırganın intiharıyla sonuçlanan toplu okul saldırılarına yönelik araştırmalarda öne çıkan ilk bulgu, failler arasında tek bir profil bulunmadığı yönünde.

Saygın çalışmalarda tekrar tekrar gözlemlenen sonuç şu: Bu tür saldırılar genellikle tek bir etkene değil; uzun süre biriken kriz, kin, aşağılanma hissi, intihar eğilimi, şiddet fantezileri, geçmiş saldırganlara öykünme ve silaha erişim gibi birden fazla faktörün birleşimine dayanıyor.

ABD Gizli Servisi’nin okul şiddeti analizleri ile erken dönem “Safe School Initiative” raporu da aynı noktanın altını çiziyor: Potansiyel bir saldırganı yalnızca “profiline bakarak” tespit etmek mümkün değil. Burada belirleyici olan, saldırıya uzanan davranışsal yol.

Kurumun 2019’da yayımladığı tehdit değerlendirme çalışması, okul saldırganlarının yaş, cinsiyet, ırk, sınıf düzeyi ve sosyal özellikler bakımından büyük farklılık gösterdiğini; ancak saldırı gerçekleştiren öğrencilerin genel olarak şiddete ilgi duyduklarını, akran zorbalığına maruz kaldıklarını ve okulda sık sorunlara karıştıklarını ortaya koyuyor.

Gizli Servis Ulusal Tehdit Değerlendirme Merkezi Başkanı Lisa Alathari, o dönemde yaptığı bir açıklamada, “Bunlar, bir öğrencinin aniden hoşnutsuzlaştığı ani, dürtüsel eylemler değil,” ifadesini kullandı ve şunları ekledi: “Bu olayların çoğu önlenebilir.”

Uyarı işaretleri neler?

Gizli Servis’in söz konusu araştırması 2008-2017 döneminde yaşanan 41 olayı kapsıyor. Çalışma, potansiyel faillerde dikkat edilmesi gereken uyarı işaretlerini de sıralıyor:

  • Diğer okul saldırılarını örnek almak veya taklit etmeye çalışmak,
  • Okulda kötü davranış geçmişine ve disiplin cezalarına sahip olmak, örneğin okuldan uzaklaştırılmak veya atılmak,
  • Özellikle zorbalık sürekliyse, sınıf arkadaşları tarafından zorbalığa maruz kalmak.

Rapora göre faillerin önemli bir kısmında uyuşturucu kullanımı veya ev içi şiddet gibi “olumsuz ev hayatı deneyimleri” de görülüyordu ve pek çoğu psikolojik, davranışsal ya da gelişimsel bir sorunla mücadele ediyordu. Ancak araştırmacılar, bu faktörlerin tek başına saldırı niyetinin göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Ortak duygular: Öfke, kin, aşağılanma ve haksızlığa uğrama hissi

Bazı araştırmalar, okul saldırganlarında öfke, kin, aşağılanma ve haksızlığa uğrama hissinin ortak olduğuna dikkat çekiyor.

2000-2015 arasında gerçekleşen 132 kitlesel saldırıyı inceleyen bir çalışmada vakaların yüzde 70’inde açık öfke izi tespit edilmişti. En sık karşılaşılan tetikleyiciler ise terk edilme/reddedilme ve hakaret/aşağılanma olarak belirlendi.

Aggression and Violent Behavior dergisinde 2020’de yayımlanan başka bir araştırma da utanç ve aşağılanma duygularının, özellikle kimlik kırılması yaşayan gençlerde şiddete uzanan yolun merkezinde olabileceğini savunuyordu. Yazarlar, okul saldırılarını “zorbalığa indirgemediklerini” özellikle vurguladı; çalışma daha çok utanç, statü kaybı, sosyal aşağılanma ve bunu telafi etme arzusunun birikerek şiddete dönüşebildiğine işaret ediyor.

ABD Gizli Servisi’nin 2019 tarihli okul saldırıları incelemesi de faillerin büyük bölümünün saldırı öncesinde ciddi stres unsurları yaşadığını, çoğunun ise haksızlığa uğrama ve kin anlatısı taşıdığını öne sürüyor.

Akranlar biliyor, saldırganlar haber veriyor

ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) okul saldırganı rehberi, saldırganların yüzde 95’inin mevcut öğrencilerden oluştuğunu, planlamanın önceden yapıldığını ve bazı akranların saldırıdan haberdar olduğunu ama bildirmediğini öne sürüyor.

Almanya’daki 11 vakayı inceleyen Frontiers in Psychology çalışması da uyarı davranışlarının çoğu zaman aslında görüldüğüne, ancak öğretmenler ve akranlar tarafından “ergenlik hali” ya da “blöf” şeklinde yorumlandığına dikkat çekiyor.

JAMA Network Open’da yayımlanan ve 1966-2019 dönemindeki olayları kapsayan çalışma ise tüm kitlesel silahlı saldırganların neredeyse yarısının planlarını bir şekilde çevresine “sızdırdığını” ortaya koymuştu. Aynı makale, bu sızıntıların bazı saldırganlarda dikkat çekme, korkutma veya “gösteri” etkisi yaratma amacı taşıdığını; bazılarındaysa doğrudan bir yardım çığlığı olabileceğini ifade ediyor.

The Violence Prevention Project (Şiddeti Önleme Projesi) derneğinin biriktirdiği veriler de bu tabloyu güçlendiriyor. Kurumun 2026 özetine göre tüm kitlesel saldırganların yüzde 80’i saldırı öncesinde fark edilir bir kriz içindeydi, yüzde 66’sı planını birilerine sızdırmıştı ve yüzde 70’i önceden intiharla ilgili ifade ya da girişimde bulunmuştu.

Bu nedenle araştırmacılar, toplu saldırıları çoğu zaman yıkıcı bir intihar biçimi olarak da tartışıyor.

‘Son perde’ kurgusu

Hukuk Profesörü James Silver’ın 2024 tarihli makalesi bu noktada kritik ipuçları sunuyor.

Silver’a göre kamusal katliam faillerinin büyük çoğunluğu olay yerinden kaçmaya çalışmıyor; orada hayatını kaybetmeyi, polis tarafından öldürülmeyi veya hayatının o anda fiilen sona erdiğini kabul ederek saldırıyı bir “son perde” olarak kurguluyor. Bu yaklaşım, “Neden genç biri katliam yaparak intihara yöneliyor?” sorusuna şu yanıtı getiriyor: Saldırı, bazı faillerin gözünde intikam, görünürlük ve kendini yok etme isteğinin birleştiği nihai bir eylem haline geliyor.

Bu çerçevede “Medya ne yapmalı?” sorusu da araştırmanın merkezinde yer alıyor. Şöhret arayışına yönelik çalışmalar, ün peşindeki saldırganların daha ölümcül olabildiğini gösteriyor. JAMA Network ve PNAS’ta yayımlanan makaleler de toplu saldırıların zaman zaman “performans” gibi kurgulandığını ortaya koyuyor. Gazetecilik açısından çıkan mesaj şu: Manifestoları yeniden dolaşıma sokmak, saldırganın adını ve görsellerini merkezileştirmek, saldırıyı bir anti-kahraman anlatısına dönüştürmek bu riski büyütebiliyor.

Güvenlik ve Tehdit Araştırma ve Kanıt Merkezi ise özellikle misojinist topluluklardaki saldırganlar arasındaki baskın tutumun bu tür şiddet eylemlerinin toplumsal düzeni değiştiremeyeceği yönünde olduğunu belirtiyor. Yani eylemler “aktivizm” adına değil, nihilist bir motivasyonla gerçekleştiriliyor. Şiddet eylemleri bu topluluklar tarafından bir intikam ya da kurtuluş biçimi olarak görülme eğiliminde; uzmanlar ise genç erkeklerin bu tür eylemleri genellikle bir değişim aracı olarak algılamadığını vurguluyor.

Online nefret kültürü, ‘Yanında birilerini daha götürme düşüncesini’ körüklüyor

Bu veriler ve çalışmalardan çıkarılabilecek önemli bir sonuç, okul saldırganlarını “akıl hastası canavarlar” kalıbına sıkıştırmamak gerektiği. Ruh sağlığı sorunları bazı vakalarda rol oynasa da saygın yayınlar, bunun yeterli bir açıklama olmadığı, hem bilimsel olarak zayıf hem de damgalayıcı bir yaklaşım olduğu sonucuna varıyor.

Olumsuz yaşam koşulları ve deneyimler ekseninde şekillenen bu eğilimler; hem gerçek dünyada hem de çevrimiçi ortamda ideolojik söylemlerle birleşerek nefret kültürünün bir parçası haline gelebiliyor.

Son yıllarda uzmanların odaklandığı yeni alan online gruplar. Fail adayları bazen aynı online topluluklarda buluşuyor, birbirlerinin içeriklerini paylaşıyor ve şiddeti normalleştiren mikro-kültürler oluşturuyor.

Bu durum özellikle aşırı sağ forumlarda, nihilist meme kültüründe ve istemsiz bekarlar (incel) veya kadın düşmanı topluluklarda belirgin biçimde açığa çıkıyor. Sözü edilen ağlar, geleneksel “bireysel saldırgan” modelini dönüştürüyor: Fail tek başına hareket etse bile kültürel olarak kolektif bir zeminden besleniyor.

Adı açıklanmayan bir incel bir röportajında şöyle diyor: “Bu topluluklar böyledir,” ve şöyle devam ediyor: “Sizi içine çeker, böylece benzer sorunlar yaşayan insanların yankı odasına girersiniz. Küçük bir şey düşünürsünüz… sonra diğer insanların çok daha radikal şeyler düşündüğünü görürsünüz. Böylece küçük şeylerin kabul edilebilir olduğunu zannedersiniz.”

Gazeteci Jonathan Griffin, incel platformları üzerine yaptığı bir inceleme sırasında bir forum başlığında birinin kendi hayatına son vermek istediğini yazdığını ve çeşitli yorumcuların da onu şiddete yönlendirmeye çalıştığını gözlemlemişti.

Uzmanlar ayrıca nefret kültürüne dahil olan genç erkeklerin internet topluluklarıyla karşılaştıklarında sıfırdan bir değişim yaşamadıklarını; zaten belirli fikirlere ikna olmuş şekilde bu topluluklara geldiklerini vurguluyor.

Saldırganların sosyal medya kullanımı: ‘Dijital izler’

2023’te SAGE dergisinde yayımlanan Peterson & Densley çalışması, saldırganların dijital izlerine dair kapsamlı bir veri setini inceliyor. 170 saldırıdan elde edilen bulgular, saldırı öncesinde faillerin dijital ortamda şu örüntüyü sergilediğini gösteriyor:

  • Saldırı öncesi davranış değişimi: Ya aşırı paylaşım ya da tamamen geri çekilme.
  • Önceki saldırganlara referans verme: Geçmiş okul saldırılarından bahsetme, onlara açıkça referans verme.
  • Şiddet ve nefret söylemi: Irkçı, kadın düşmanı ve nihilist içerik paylaşımları.
  • İntihar eğilimli ve depresif içerikler: Umutsuzluk, yok olma temalarını içeren paylaşımlar.
  • ‘Son mesaj’ eğilimi: Bazı failler saldırıyı içerik üretimi gibi kurguluyor.
  • Online radikalleşme izleri: Forumlar, meme kültürü, ekstrem gruplarda varlık gösterme.

Saldırılar bulaşıcı

Sosyal medya söz konusu olduğunda akla ilk gelen noktalardan biri saldırıları “bulaştırma” potansiyeli.

2015’te hakemli bir bilimsel dergi olan PLOS One’da yayımlanan ve alanın temel çalışmalarından biri olarak kabul edilen bir analiz, bir okul saldırısının ardından yaklaşık 13 gün boyunca yeni bir saldırı olasılığının arttığını ortaya koyuyor. Makaleye göre her olay, istatistiksel açıdan yeni olayları “tetikleyebiliyor”.

Bu bulaşma mekanizmasının nasıl çalıştığı noktasında sosyal medya kritik bir faktör olarak öne çıkıyor. Araştırmalara göre klasik medya gibi sosyal medyanın da saldırganı görünür kılması, olayın dramatik anlatısını yayması, manifestoları dolaşıma sokması ve ayrıntıların tekrar tekrar servis edilmesi bu etkiyi büyütebiliyor.

Daha yeni çalışmalar, sosyal medya konuşmaları (tweetler, paylaşımlar, trendler) ile takip eden günlerde saldırı olasılığı arasında istatistiksel bir ilişki bulunduğunu bile öne sürüyor.

Ancak burada önemli bir nüans var: Bazı çalışmalar bu etkinin güçlü olduğunu bulurken, bazıları daha sınırlı ya da dolaylı olduğunu söylüyor. Yani sosyal medya tetikleyici olabiliyor ama deterministik bir neden değil.

Oyunlar şiddeti körüklüyor mu?

Gençlerdeki şiddet eğilimi konusunda özellikle ebeveynlerin endişelendiği konulardan biri de video oyunları. Bir kesim, gençlerde artan video oyunu eğiliminin bu tür saldırıları körüklediğini düşünüyor.

Ancak bilimsel araştırmalar, video oyunları ile toplu şiddet arasında anlamlı bir ilişki tespit edememiş durumda.

2023 yılında ABD’nin saygın kurumlarından Stanford Üniversitesi’nde yürütülen bir çalışmada, video oyunları ile gerçek silahlı şiddet arasında nedensel bir bağ bulunamadı.

Türkiye’de 2022’de yapılan bir başka araştırmada da şiddet içerikli oyun oynama sıklığı ile saldırganlık arasında anlamlı bir bağlantı saptanmadı.

Prof. Dr. Sinan Alper, danışmanlığını üstlendiği bu çalışmada asıl belirleyici faktörün dışlanma olduğunu tespit ettiklerini belirtiyor.

Paylaş:

Yorum Yaz

Reklam