SON DAKİKA
28 Mart 2026, Cumartesi İletişim
Reklam

Türkiye’de Bir İlk: Sakarya’da Riskli Gebelik Ameliyatlarında Hastanın Kendi Kanı Kullanılıyor

Türkiye’de Bir İlk: Sakarya’da Riskli Gebelik Ameliyatlarında Hastanın Kendi Kanı Kullanılıyor

Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kliniği, yüksek riskli gebelik ameliyatlarında Türkiye’de bir ilke imza attı. Plasentanın rahim duvarına normalden çok daha derin yapıştığı “plasenta akreata spektrum” vakalarında uygulanan ototransfüzyon yöntemi sayesinde hastalar, başka birinden kan almaya gerek kalmadan kendi kanlarıyla ameliyat edilebiliyor.

Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve perinatoloji uzmanı Prof. Dr. Selçuk Özden, iki yıllık araştırma ve geliştirme sürecinin ardından bu yöntemi kliniğe kazandırdı. Ameliyat sırasında hastanın kaybettiği kan, “Cell Saver” adıyla bilinen hücre kurtarıcı cihazla toplanarak özel filtrelerden geçirilip temizlendikten sonra damar yolu aracılığıyla hastaya geri veriliyor.

“Yöntem hastanın kendi kanıyla ameliyat imkanı sağlıyor”

Ototransfüzyonun yurt dışındaki kadın doğum kliniklerinde uzun yıllardır uygulandığını, ancak Türkiye’de şimdiye dek bu alanda kullanılmadığını belirten Prof. Dr. Özden, kliniklerin bu konudaki öncü konumunu vurguladı: “Ülkemizde bu yöntemi uygulayan ilk kadın doğum kliniğiyiz. Kadın doğumda bir ilk oldu ama diğer ülkelerde daha önceden de bilinen ve uygulanması önerilen bir yöntem. Biz farklı olarak plasentanın rahim duvarına sıkıca yapıştığı ve ameliyat sonrasında yoğun kanamaya neden olan ‘plasenta akreata spektrum’ olgularında bu yöntemi kullandık. Bu olgularda literatürde yüzde 50-100 arasında rahimin alınması söz konusuyken biz hastaların yaklaşık yüzde 95’inde rahimi koruyarak bu ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Bu, hastanın doğurganlığının korunması açısından da önemli.”

İleri evre plasenta akreata vakalarında plasentanın mesane ve bağırsak gibi organlara da tutunabildiğini ve bu grubun yüzde 15’inde anne ölümü riskinin söz konusu olduğunu hatırlatan Özden, son 8 ayda 15 ileri evre plasenta akreata spektrumlu gebede ototransfüzyon uyguladıklarını ve tüm bu hastalarda rahmi korumayı başardıklarını açıkladı: “Hiçbir ameliyatta hastanın kendi kanı dışında kan ve kan ürünü kullanmadık.”

Yöntemin hem güvenli hem de ekonomik olduğunun altını çizen Özden, hasta açısından herhangi bir ek maliyet bulunmadığını, pahalı kan ve kan ürünü kullanımının azalmasının devlet bütçesine de olumlu yansıdığını sözlerine ekledi: “Hastalık bulaşması yönünden risk yok. Aldığımız kan mikro filtrelerden geçiriliyor, yıkanıyor, tekrar kan torbalarına aktarılarak ameliyat sırasında tekrar hastaya veriliyor.”

“Ototransfüzyon ile hastada istenmeyen birçok yan etkinin önleniyor”

SAÜ Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi ve ameliathane sorumlusu Prof. Dr. Ayça Taş Tuna da dışarıdan sağlanan banka kanı kullanımının beraberinde ciddi riskler getirebildiğini vurguladı. Tuna, “Banka kanı kullanımının istemediğimiz yan etkileri var. Hastaya verirken reaksiyon oluşabiliyor, hastanın yoğun bakıma kadar gitmesine neden olabiliyor. Aynı zamanda ilerleyen dönemlerde böbrek nakli, karaciğer nakli gibi ihtiyacı olduğunda organ reddi ihtimallerine kadar neden olabiliyor. Ne kadar fazla kan nakli yaparsak hastanede yatış süresinde, enfeksiyon oranlarında artış olabiliyor. Kendi kanını hastaya tekrar verdiğimiz için bu riskleri tamamen uzaklaştırmış oluyoruz.” dedi.

Yöntemden yararlanan hastalar da yaşadıklarını paylaştı. Plasenta previa tanısıyla kliniğe yönlendirilen Ayşen Bölükbaş, doğum öncesinde yedek kan hazırlandığını ancak ameliyatta buna gerek kalmadığını belirtti. Bölükbaş, “Doktor bey, ‘Üçüncü gebeliği de gayet rahat gerçekleştirebilirsiniz, hiçbir problemin yok.’ dedi. Bu bizi çok mutlu etti.” diye konuştu. Bir diğer hasta Sezen Terzioğlu ise ameliyat öncesinde 9 ünite kanın hazır bekletildiğini, yeni yöntem sayesinde hiçbirine ihtiyaç duyulmadığını ifade etti.

Paylaş:

Yorum Yaz

Reklam